• BIST 115.147
  • Altın 163,118
  • Dolar 3,8058
  • Euro 4,6547
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 9 °C
  • Muğla 10 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • İzmir 13 °C
  • Bursa 12 °C
  • Konya 11 °C

Yitip Giden Değerler...

Hatice GÜNDÜZ

Sabahın ilk saatleriydi...

Üzerimizde masmavi bir gök... Böyle bir mavilik ki içerisinde başka hiç bir güzelliği barındırmayacak kadar baskın... Dar bir sokaktan geçiyordum... Oldum olası sevmişimdir dar sokakları... Birbirine bitişik evler daha samimi gelmiştir bana , beton yığını sitelerden... Hani uzatsan başını pencereden seslensen, duyacak beri deki evin ahalisi...Öyle yakin işte öyle birbirine değen hayatlar... Demir desenli koca kapılar...Eşiğinde aksam üstleri oturan kadınların kah el isi isleyip kah sohbete daldığı kapı önleri... Çocukların az ileride oynadığı oyunlar...

Çocukluğumdan bilirim bu dar sokakları ben... Hava ha karardı ha kararacak sokağın başından görünürdü babalar... Kiminin elinde bir kaç poşet erzak ,zerzevat kimininkinde aksam yemeğinde yenmek üzere fırından yeni alınmış sıcak taze ekmekler... Toparlanırdı evinin erkeğini gören kadın... Sohbetli bekleyiş bitmiştir artik... Akşam yemeği için sofra kurma vaktidir... Babaların yüzünde eve ekmek getirmenin sevinci ne kadar varsa annelerin yüzünde de evdeki tencerenin fokurtusunun verdiği huzur vardır şüphesiz... Böylece kapanırdı kapılar... Sokaklar tam da su an olduğu gibi sessizleşirdi yanan sokak lambasıyla birlikte...çocukluğumdan kalma manzaralar canlanır gözümde ne vakit böyle dar bir sokaktan geçsem... Bez bebeklerimiz vardı günlerce sıkılmadan oynadığımız...

Erkek olanlarımızın ise hızlı yarış arabaları, misketler, topaçlar... Patlak bir topun peşinden saatlerce koşacak çocuklardı onlar... Öyle nesnesellikten uzak mutluluklardı... Bebeklerimize elbiseler dikerdik ellerimizle... İlk el isi deneyimlerimiz olarak kalacaktı sonra akıllarımızda... Bin bir zorlukla ,eğri büğrü ama her santimi emek olan ve asla paha biçilemeyecek bez parçalarıydı... Satamazdınız ve satın da alamazdınız böylesini... Anne olurduk elimizle yarattığımız bebeklerimize....

Hayali fincanlardan onlar için de koyar, hayali yemeklerimizden yedirirdik... Sever okşardık saçlarını... Annemiz bize nasıl davranıyorsa değil nasıl davranmasını istiyorsak öyle davranırdık... Hepimiz kusursuz annelerdik bu yüzden... Erkeklerimiz de baba olurdu... Evciliklerde işten gelir yemek yer otururdu... Sanırım baba bizim için, ise giden ve aksam olunca eve dönen bir figürdü o zamanlar... Şimdinin çocuklarına bakıyorum da; kızların ellerinde barby bebekler... İlk bakışta ne kadar da sevimliler... Şüphesiz elbiseleri bizim bez bebek paçavralarımızdan (!) daha modern... Son model arabası havuzlu bir villası var barby'nin... Çeşit çeşit elbiseleri, yüksek topuklu ayakkabıları, minicik etek boyuyla naıil da seviliyor minik kızlarımız arasında... İşi ya da herhangi bir mesleği yok... Gezip eğleniyor alışveriş yapıyor sadece barby... Sarışın uzun boylu ince belli uzun bacaklı bu kızımız anne değildir olmaya da pek niyeti yok gibi... Şimdi kim bana barby dilsiz bir oyuncaktır sadece diyebilir..? Barby der ki aslında; bak benim dolgun dudaklarım sarı saçlarım var...

Yüksek topuklularım ve minnacık elbiselerimle tepeden tırnağa kadınım ben... Harika bir bedenim var teşhir etmekten kaçınmayacağım bir beden bu... Zengin bir sevgilim var anne baba değiliz henüz. Hem annelik bana göre değil zaten ben sadece gezer tozar alışveriş yaparım... Bir isim mesleğim yok çalışmam... Paramin kaynağı güzelliğimdir... Güzelliğim ve bedenim tek sermayemdir... Ailem yok yalnız ve özgür yaşarım... Fiziksel olarak bir ses veya düşünceye sahip olmayan bu oyuncak bebeğin, çocuklarımızın bilinç altına yolladıkları mesajlar bu ve benzeri şeylerdir... Erkek çocuklar ise daha çok bilgisayar başında simdi... İnsan oğlunun üretip kullanmayı öğrenemediği tek şeydir internet... Misafir mi gelecek? Hadi oğlum al şu parayı git otur bir cafe de oyun oyna... Evde misin dizin mi var ayak altında dolanmasın çocuklar git oğlum odana bilgisayarı aç... Hiç bir denetimimiz olmadan bilgisayar başına oturttuğumuz o çocuklar kuskusuz sokaktaki şiddet ve aşırılıkların filizlenmemiş tohumlarıdır henüz... Akşama kadar oynadığı savaş oyunlarında yapıcılık adına en ufak bir ize rastlanmazken, kırıp dökmek, yok etmek üzerine inşa edilmiş şiddet saatlerini yaşar çocuk... Karşısındaki makinedir... İstediği zaman açıp istediği zaman kapayabildiği... Duyguyu empatiyi bilmez bu çocuk... Bilgisayarıyla baş başadır, yalnız buyur paylaşmayı tatmaz bu çocuk... Merak çağındaysa hele hız Google la tanışır ve her merak ettiğini olduğu gibi sorar bu çocuk...

Sınırsızca sunar elinde ne varsa ona bilgisayar... Gerekli gereksiz bir suru bilgiyi alır temiz belleğine sansürsüz izler öğrenir her şeyi... Sonra çıkar bir doktorun teki der ki; efendim ergenlik yaşı 11'lere düşmüş... Yahu bu yaşı buraya kim düşürmüş... Ergenlikten kasıt cinsel kimliğin her yönüyle farkına varılması, cinselliğin çocuk yasa ulaşmasıdır... Ergenlik yaşı dustu demek ise bunun sadece sansürlenmiş halidir... Toplum olarak doktorumuz dahi olsa daha varlık sebebimizi oluşturan bir kavramı cümle içerisinde kullanmayı başaramadık ne yazık..! Peki neden düştü bu ergenlik yaşı... Yerçekiminden değil herhalde..! Bana göre ergenlik gözle başlar... Baktığı her şeyin resmini çeken çocuk beyni uyarır görüntülerle... Öyle olmasaydı iki oyuncunun sarıldığı anlarda kanal değiştirmezdi babalarımız... Şimdi ise en tahrikkar yatak odası sahneleri ailecek izlenmekte, anne ve babalar modernite safsatası altında popüler kültürün dayatmalarıyla, bırakın bir başka kanala geçmeyi bakışlarının yönünü dahi değiştirmemekte... 

Çocuk, beynini uyaran bu görüntülerin daha fazlasını görmek isteyecek , vücudunda beliren ne olduğunu dahi anlamadığı hazzın müptelası olacaktır... Yine ve yeniden sanal ebeveyni hz. Google'la başvuracak ki bu onu sorgulayıp yargılamadan cevap verecek tek kaynaktır... Anne ve babasının dahi bilmediği pozisyonlara şahit olacaktır... Şimdi bu çocukların ergenleş(tiril)mesinden daha normal ne olabilir ?

Kızlarımız... Ah şu küçük lolitalar... Makyaj ve giyim ile büyümeye özendirilen ufaklıklar... Daha on ikisinde gidip kaşını kaldırtacak, dudağını düşürecek, göğsünü büyütecek belini inceltmek için turlu zahmetlere girişecektir... Bir şey olmak istiyor veya bir şeye benzemek o belli de peki neye? Neden bedeniyle bu kadar ilgili..? Ee demiştim ben ya en başından, barbyler vardı hatırlayın... Her şeye güzelliğiyle sahip olan, tek elle tutulur varlığı bedeni olan su masum yüzlü, kızlarımızın elinden düşmeyen oyuncak..! İşte onunla öğretildi çocuklarımıza güzelliğin bir kadın için olmazsa olmaz olduğu... Kendimizi beğendirip pazarlamanın yegane çabamız olması gerektiği... İstenen, arzu edilen olmanın vazgeçilmezliği... Sahip olduğun tek şey bedenin, o halde onu en iyi şekilde teşhir et... Daha da güzelleştir çünkü sen bu sistemin yarattığı bir sexs kölesisin artik... Başka da bir işlevin yok... Metalaştın herhangi bir eşyadan farkın yok kullanılıp atılacaksın...

Çünkü beynini hiç kullanmadın... İhtiyacın olan tek şey daha da güzel olmaktı... Bir sokağın başından sonuna yürürken tüm bunları düşündüm ve sokakta oynadığım için, kapı önlerinde babamı beklediğim için, bez bebeklerim ile büyüdüğüm için kardeşlerimle paylaştığım için, fikirlerin her şeyin üzerinde olduğunu öğrendiğim için kendimi çok şanslı hissettim...

Gök gürledi ardından sokağın başındaki mavilik yerini kara bulutlara bıraktı...

Bulutlar ağlamaya başladılar bir anda....

Bu yazı toplam 1748 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 - 2017 Amaç Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 (532) 632 4692